Yine bir gece vakti başladım güne. Bir kaç saate kadar kayıt var, olabilir. Sorun değil, derslerin kodunu biliyorum, ben perşembe takılcam.
O değil de dünki şarkı hala dilimde. Neyse bu gün beni dumurdan dumura sokan sevk eden ve sersefil bırakan şeyler oldu. Mesela tesadüfen TV'de canlı izleyip nerdeyse o an, oracıkta ruhumu teslim etmeme sebep olan bu
olay yine karşıma çıktı ve dünyam şaştı, nevrim de döndü.
Bu mazide kalmış dünde aşkım bilimi ardındanda fiziği sorgularken (binevi hayatımı) bir anda "deney yapmak da heyecanlı -her an yeni bir şey bulabilrsiniz ya da bulamayabilrsiniz- ama sürekli aksiyona girmem lazım, benim olayım bu" dedim ve hemen akabinde yine sözü, müziği, güftesi bana ait olan şu cümleyi dile getirdim "ulan ya
böyle şakalara maruz kalırsam?". Düşünün "höyt şaka" diye geliyor hayvan herif! Bu bomba imha olayından da "full aksiyon" ihtimaline rağmen ivediyle (İvedik'le yakinen ya da uzaktan bir ilgisi yoktur {yakineni yazarken bir sonraki söcükle kaşık-maşık gibi bir ilişkiye gireceğini ummuştum ama olmadı}) soğudum. Hatta ortamı terk-i diyar eyledim. Her ortamda da şaka yapılmaz ki. Sigaradan çekilen manalı bir nefesin üstüne "aslında bende HIV var" cümlesini duymak öyle herkesin kaldırabileceği bir şey değil! Ha, nedir? Kaldıran da vardır ama o da zaten mukaddes bir arpa severdir. Her arpa sever de arpa suyu sevmez. Tıpkı elma suyu sevenin elma reçeli sevmemesi gibi.
Birde memleketimden
insan manzaralar var. Bilmiyorum buranın nesi meşhur olabilir ama fesat insanlar olmaya görsün.
Herneyse, bir dil bilmenin bir insan kazanmak olduğuna inandığım şu günlerde
iletişimin önemini bir kez daha anladım. Her ne kadar aynı programın zedesi olmasam da -hoş böyle zede bir durumum hiç olmamıştır- abim duygular(ım)a tercüman olmuş bir insan, ben de toplumun bir bireyi olduğum için abim bir yerde topluma mal'olmuş şahsına münasır kalender bir kişilik. Yürü bæ! Arkandayız, saygı duyuyoruz. Dün 14 'şubatdı', heralde Eskimo'lu bi'sevgilim olsa bana
bundan alırdı. Üşümesin tabi, yazık

Ama heryeri kutup sanan biriyle zor hele birde kutup gibiyse! Sevgi -az öncede saygı- demişken, severiz sayarız ama
fırsatını buldukmu da affetmeyiz. Fırsat kollar mıyız? "Abi sen bi'şey soruyomuş gibi yap, bende çekiyim, sana sonra atarım" der miyiz? O da ayrı bir maceranın konusu olarak kalacaktır ama bu arkadaşın telefonunda mavi diş, kızıl ve ötesi gibi yeniliklerden hiç biri olmadığı gibi resim çekip mms bile gönderememeside maalesef iletişimin gücünü anlatan bir diğer örnek. Bunu demişken de çok farklı bir iletişim kurma metodununu huzurlarınıza getiriyorum. Adeta yokluklar içinde var olabilmek, imkansılıklara rağmen çığırlar açmak, açabilmek.
Burdan hem iletişime bağlıyorum hemde düne paket yapıyorum, yolda yiycem. Son olarak en çok iletiştiğimiz alet olan TV'deki
iletişimin saydamlığa bakar mısınız?
İletişim çağı denlien şu günlerde yaşarken "iletişim" kurmak, sevdiğine sevdiğini söylemek bu kadar zor olmamalı! diye düşünüyorum. Açıkca söylemek lazım, iletişmek lazım hele böyle müstesana bir 'dün'de hem de tüketim toplulumunun acınası bireyi olmadan. Bunun bir hal çaresi olmalı... İletişilebilmeli ya da dilden anlanmalı. Ama neye yarar karşıdaki gönülden anlamıyorsa...