Bütün gece kar yağmasını bekledim.Bütün gün evden çıkmamıştım çünkü ve
birşeyleri beklemem gerektiği hissi vardı içimde. Yükseklerde kar var nameleri
duyuluyordu ama benim evimin önünde tık yoktu. Önce bir uğultu başladı, sanki
geliyorum der gibiydi. Saat gecenin 3ü olmuştu ve önce ilk sulu kar tanesi
sertçe düştü bir arabanın tavanına. Ardında onu takip eden dostları çarpmaya
başladı yerlere. Bende ufak bir gülümseme başladı.Belki de karın sokakları
beyaza çevirmesini yıllardır kaçırmıştım. Hep uyandığımda benden önce hamlesini
yapmıştı kar ama bu sefer farklıydı. Bu sefer o yağdıkça ben arınacakmışım gibi
hissettim. Hızını ve yoğunluğunu artırmaya başladı kar ve her tanesinin
içindeymişim gibi anılara dönüyordum. Anıları atlayıp ileri zamanı
kurguluyordum.
Artık yüzüm eskiyordu, sakallarım sertleşiyordu. Saçımda da kar gibi beyazlarım
vardı ve içimde aynı suskunlukta bir çocuk vardı. Büyüdükçe çoçuğu daha geç
sakladığımı düşünsemde bende artık saklamıştım. Kardanadam yapmadım hiç, çünkü
yapılanı yıkan birisiydim genelde. Kardanadam yapmak kızların işiydi çünkü.
Havucu burnundan alıp penisi yapmaktı görevim. İş hayatı da böyle değil mi
zaten. Haa zeytinlerinde ne olduğunu tahmin etmişsinizdir.
Sokak lambasının ışığında ayrı bir güzel oluyor karın yağışı. Podyumda süzülen
mankenlerin sadece podyumda güzel olması gibi. Başka zaman yapmacık gelmiyorlar
mı, mesela sokakta öyle görseniz. Hoş artık Tunalı Hilmi sanki kutuplar gibi,
çıplak denecek gibi giyinip eskimo botlarıyla dolaşmak yeni adet çünkü. Nesil
çok değişti ki bunu ben bile farkettim. Osurukla duvar boyamakla geçen şu
hayatımda bile neler gördüm. Eskiden içlik giyerdik, olmadı içinize süveter
giydirilirdik. Bildiğin kazık çizmelerimiz vardı, içi su almasın diye. Gocuk
giyerdik ve okulda sobanın etrafında ve bacalarında kurutmalık askılar olurdu.
Herkesin annesinin ördüğü atıklarıyla koridorda Çiçek Abbas tarzı yaşanırdı
tenefüsler. Okula önümdeki karları elimle iterek gittiğim zamanı bilirim,
arabalar görünmeyecek kadar kar yağmış olurdu ve yine ilk kar yağışını
yakalayamazdım. Ama bu sefer şanslıydım, pusudaydım.
Karın yağdığı şehirde bile politik olduğunu söylesem inanır mısınız. Sanki bir
emir almış gibi Atlantik ötesinden, sadece yollara yağıyor gibiydi.Neden yollar
kapansın ki Çankaya belediyesi açamasın, Büyükşehir belediyesine laf çıksın.
Hoş evimin önü cadde olduğundan Büyükşehir sorumluydu zaten. Ama kar fakire
fukaraya daha çok yağıyordu sanki verilen yardım kömürleri çabuk bitsin ki
seçim öncesi makarna ve kömüre satılmış oyları olsun diye oralarda fırtına gibi
düşüyordu bacalara.
Bu sefer annemden korkmadan cama hohlayarak kedi çizdim. Aslında hohlamasam
bile çizerdim cama, çünkü 2 senedir hiç silinmemiş cam buna imkan veriyor.
Çizdiğim kedi değildi aslında 62'den yapılmış bir canlıydı. Kulakları dik
çizersen tavşan, küçük çizersen kedi oluyordu. Ben düz çizgi bile zor çizerim
ama kar yağdığında bu anı kaçıramazdım.
Nedense gülümsedim bunlar olurken. İnceden bir müzik sesi geliyordu ama
anlamıyordum. Gözlerim sulanmıştı sabit bakınmaktan, dalıp gitmekten. Yumuşakça
kanepeye uzandım. Perdeyi araladım ve battaniyeme sarıldım. Günlerdir böyle
geçiyordu zaman. Bir bütün olmuştuk kırmızı kanepemde ve camdan hepimiz sokak
lambasına baktık durduk, baktık durduk, durduk ve uyumuşum...
Sabah olunca tüm masumiyet ve gülümseme gitmişti. Oturmuş bunları yazmıştım ve
arabayı nasıl temizleyeceğimi düşünmeye başlamıştım. Hatta antifriz koymayan
bünyeme bile şiddetle küfür zerk etmiştim. Gece güzel bitince sabah Polyanna
gibi uyanılmıyor ki...
Hoşgeldin kar...