Günlük naber? Ben mi, fena değilim. Biraz sıkıntı var ama o kadar da olmalı yani.
Bu değişim denilen şey bütün hayatımı sarmaya başladı. Ofiste inovasyon, Gundam'da Innovatorsanla artık ne çekiyorum. Peki beni değiştirecek mi? Sanmam. Kendime teslim oldum olalı kafam daha rahat. Düşüncelerime yenilmiyorum artık. Belki biraz umursamaz olduğumdan belki de artık bir şeyler istemediğimden düşünceler etkisini yitirdi. Böylece dışarıyla bütün bağlantılar koptu.
İçimde öyle bir duvar örmüşüm ki farkında olmadan, ne bana görünmüş ne de beni dışarı bırakmış. Her şeyi değiştirmeyi istediğim zaman bana engel olan oymuş. Duvarın farkına vardığım an arayışlarımın son bulması gerektiğine karar verdim. Aradığım şeyler ( şimdi bana gerçekten saçma sapan geliyor.) aslında benim için değilmiş. Bu yüzden karşılığında vermem gerekenleri verememişim. Acımasız bir yaratığa istediğini veremezsen sana ne vereceğini söyleyeyim mi? İstediğini alamadığı için acı verir. Duvarın diğer tarafındaki arzular özellikle yoğun arzular bana acı vermiş sadece.
Geriye dönüp baktığım da gördüklerim hiç iç açıcı gelmedi. Tamam sürekli bir yükseliş var ama olması gereken gibi olmamış. Kaybedilenler ve kazanılanlar arasında bir dengesizlik var. Yola biraz daha farklı bakmalıyım sanki. Sağlam stratejiler kurmalıyım yani, tabi bunun içinde sapasağlam öngörüler lazım. İş ve okul artık aynı seviye de ilerlemeli. Eksik planlar yerine sağlam planlar yapmam gerekiyor ilermemenin sağlanması için.
Farkına vardığım başka bir şey de çürüdüğüm. Bedensel olarak demiyorum o ayrı konu ve ayrıca farkındayım nasıl olduğumun. İçime, ruhuma ayna ile baktığım zaman gördüğüm şey bedenimden daha iyi değil. Bütün o hayaller ve arzular çürütmüş içimde ne varsa. Manzarayı görünce ruhuma yöneldim. Uzun bir geziye çıktım. Ortalık karanlık ve soğuk. Her yer yanmış ve çürümüş. Adım başı mezartaşı. Bazılarının üstündeki yazılar zor okunuyor, bazıları ise bütün o olanlara rağmen sapasağlam. Bir tanesi diğerlerinden daha farklıydı ve onlara göre daha yeniydi. Orada kimin olduğunu biliyordum sanki ama yaklaştıkça yanıldığımı anladım. Üzerinde adım yazıyordu. Ama içinde ben değil başkası vardı. Bir an bir şeyler anımsamaya başladım. İçimdeki çocuk orada yatıyordu. Defalarca dirilttiğim ve her seferinde başkaları tarafından öldürülen çocuk. Artık diriltecek gücüm kalmamış ki ona da bir mezara koymuşum.
Her yerde yarım kalmış hayaller var. Kahramanlarım, aşklarım ve yarım kalan ne kadar hikayem varsa hepsi hayallerim ile beraber ortalıkta düzensizce duruyor. Nefretim beni teslim aldı işte o vakit. Temizlik vakti gelmiş dedim. Yok edebildiğimi yok ettim. Diğerlerini zaman bıraktım. Biliyorum artık orayı aydınlatamam. Ama oraya aitim ben. Karanlığa zaten alışmışım bundan sonra ışık zarar bana.
Artık iyinin-kötünün, güzelin ve çirkinin bir anlamı yok günlük. Her şey olması gibi, olduğu gibi. Nitelendirmem hiç bir şeyi değiştirmeyecek nasılsa. Önümde uğraşmam gereken o kadar çok şey var ki iyi ve kötü ile uğraşamam. Kısaca şöyle diyeyim ya kır ya da kırıl. Neyi seçtiğimi anladın herhalde.
Günlük beni anladın biliyorum. Duvarın arkasında sadece sen beni duyabiliyorsun. Eğer beni merak eden olursa, sanıldığı gibi melankolik depresif bir halde olmadığımı, bir şeyleri anlatırken hep siyah beyaz anlattığımı söyle. Elimdeki tek kalem siyah ve kağıdım beyaz çünkü. Karanlık olduğunu düşünen varsa, de ki kendi boyalarıyla boyasınlar aynı boyama kitaplarında olduğu gibi. Benim artık olmam gerektiği olduğumu söyle, içleri rahat olsun.
Sabaha kadar çalışmam gerekecek. Bu kadar yeter herhalde. O değilde Disturbed - Sickened çalıyor radyoda. Bu kadar yazılanın üstüne bir sigara ile süper gider. Hayde birader ben uzadım.
Görüşürüz...