Gönderen Konu: "ÇOK GEÇ DİYE BİR ZAMAN YOKTUR!"  (Okunma sayısı 905 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Torque

  • Veteran
  • Hunomost
  • İleti: 5558
  • Cinsiyet: Bay
"ÇOK GEÇ DİYE BİR ZAMAN YOKTUR!"
« : 18 Ağustos 2005, 01:37:26 »
>ROSE
>
>Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu
>yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek
>misiniz" dedi...
>Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu...
>Döndüm... Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek
>bakıyordu...
>"Ben Rose" dedi.. "Benim adım Rose, yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem
>tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.." Güldüm... "Tabii" dedim...
>"Hadi sarıl bana..."
>Öyle sımsıkı sarıldı ki...
>"Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin" diye şaka  yaptım..
>Minik bir kahkaha ile yanıtladı:
>"Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım.
>Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..."
>
>
>Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş
>olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep
>kantinde lafladık... Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle,
>derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum.
>Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor,
>çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin
>ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha
>canlı, daha dolu yaşıyordu...
>
>
>Sömestr sonunda, Futbol Balosuna davet ettik Rose'u... Konuşma yapması
>için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok...
>Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı.
>Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma
>darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi...
>"Ne kadar beceriksizim, değil mi?... Özür dilerim... Buraya gelmeden önce
>heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz...
>Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil...
>Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?..."
>Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına
>başladı:
>
>
>"Yaşlandığımız için eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan
>vazgeçmeyiz...Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız.
>Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı
>vardır... Hergün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı
>mutlak... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek
>çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok... Yaşlanmakla,
>büyümek arasında çok büyük bir fark vardır... Eğer 19 yaşındaysanız ve bir
>yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız,
>sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz... Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl
>hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda
>olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da
>bilgiye ihtiyaç  yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak birşeyler
>yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak
>gerekir.
>Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil,
>yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü... Ölümden korkan insanlar, pişman
>olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır..."
>
>Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara
>vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi...
>
>Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.
>Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
>"Yapabileceğimiz herşeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize hem de
>nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu...
>Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders
>olmalıydı:
>"Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur"